4. Bir önceki yazıda Ebû Hureyre (r.a)’dan naklen zikrettiğim rivayete benzer bir rivayet de Enes b. Mâlik (r.a)’dan nakledilmiştir: Buna göre Ensar’dan birilerinin sakin bir devesi vardı. Ancak (hastalık vb. bir sebepten dolayı) deve azgınlaştı ve kimseyi yanına yaklaştırmaz oldu. Durumu Efendimiz (s.a.v)’e haber verdiler. Efendimiz (s.a.v) devenin bulunduğu bahçeye gitti. Deve Efendimiz (s.a.v)’i görünce O’na doğru yaklaştı ve önünde çöktü. Orada bulunanlar, “Aklı şuuru olmadığı halde bu hayvan size secde ediyorsa, bizim secde etmemiz daha evladır” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir beşerin bir başka beşere secde etmesi elvermez. Eğer bir beşerin başka bir beşere secde etmesi uygun bir durum olsaydı, kocasının üzerindeki hakkının büyüklüğü sebebiyle kadına kocasına secde etmesini emrederdim…”
5. Hz. Aişe (r.anha) validemizden: “Resulullah (s.a.v) Muhacirun ve Ensar’dan bir grup sahabî ile birlikte iken bir deve gelip kendisine secde etti. Ashabı, “Ey Allah’ın Resulü! Hayvanlar ve ağaçlar size secde ediyor. Size secde etmeye biz daha müstehakkız” dedil. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Rabbinize kulluk edin ve kardeşinize ikramda bulunun. Eğer ben bir kimseye, birisine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim. Eğer koca, eşine, sarı dağdan siyah dağa ve siyah dağdan beyaz dağa taş nakletmesini emretseydi, onun bunu yapması uygun olurdu.”
6. İbn Abbâs (r.a)’dan: “Ensar’dan birisinin iki devesi vardı. Azgınlaştılar ve sahipleri onları bir bahçeye kapatıp kapısını kilitledi; sonra da duasını almak niyetiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’e geldi. Resulullah (s.a.v) o esnada yanında Ensar’dan bir grup bulunduğu halde oturuyordu. Adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Bir hacetim için geldim. Benim iki devem var. Azgınlaştılar. Onları bahçeye bağlayıp kapıyı kilitledim. Allah Teala’nın onları bana itaat ettirmesi için dua etmenizi istedim.” Bunun üzerine Resulullah (s.a.v), yanındakilere, “Bizimle birlikte gelin” buyurdu. Bahçenin kapısına geldiğinde, “Aç” buyurdu; develerin sahibi bahçenin kapısını açtı. Develerden biri kapıya yakındı. Hz. Peygamber (s.a.v)’i görünce O’na secde etti. Hz. Peygamber, “Bana bir şey verin başına (boynuna) bağlayayım ve onu zabtedeyim” buyurdu. (Develerin sahibi) bir ip getirdi. Hz. Peygamber (s.a.v) onu devenin başına (boynuna) bağladı ve onu zabtetti. Sonra duvarın öbür köşesine, diğer devenin yanına gittiler. O da Hz. Peygamber (s.a.v)’i görünce secde etti. Hz. Peygamber develerin sahibine (yine), “Bana bir şey getir onun başına (boynuna) bağlayayım” buyurdu. (Getirilen ipi) devenin başına (boynuna) bağladı, onu da zabtetti (sonra da develerin sahibine), “Git, artık sana isyan etmezler” buyurdu. Sahabe bu durumu görünce, “Ey Allah’ın Resulü! Bu develer akılları olmadığı halde size secde ettiler. Biz de size secde etmeyelim mi?” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ben hiç kimseye bir başkasına secde etmesini emretmem. Eğer birinin birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”
7. Isme (r.a)’dan: “Ensar’dan bir yetimin devesi azgınlaştı, zaptedemedik. Gidip durumu Hz. Peygamber (s.a.v)’e haber verdik. Birlikte, devenin bulunduğu bahçeye gittik. Deve, Hz. Peygamber (s.a.v)’i görünce geldi ve önünde secde etti. Biz, “Ey Allah’ın Resulü! Emir buyursanız, krallara secde edildiği gibi biz de size secde etsek” dedik, şöyle buyurdu: “Benim ümmetimde bu yoktur. Eğer bunu yapacak olsaydım, kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim.”
8. Zeyd b. Erkam (r.a)’dan: “Resulullah (s.a.v), Mu’âz b. Cebel’i Şam’a gönderdi. (Geri) geldiği zaman “Ey Allah’ın Resulü! Ben Ehl-i Kitab’ın papazlarına ve patriklerine secde ettiklerini gördüm. Biz de bize secde etmeyelim mi?” dedi. Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu. “Hayır! Eğer ben birisine, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”
9. Sürâka b. Mâlik (r.a)’dan: “Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer ben birisine, başka birisine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[1]
10. Büreyde (r.a)’dan: “Bir bedevi Hz. Peygamber (s.a.v)’e gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Bana izin verin size secde edeyim”dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu. “Eğer ben birisine, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[2]
11. Abdullah b. Ebî Evfâ (r.a)’dan: “Mu’âz b. Cebel (r.a)Yemen’den[3] döndüğü zaman Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna girdiğinde secde etmiş, bu duruma şaşıran Efendimiz (s.a.v), bu hareketinin sebebini sorunca da, Yemen’de Ehl-i Kitab’ın, büyüklerini selamlama ve ta’zim maksadıyla secde ettiklerini gördüğünü ve bu şekilde selamlanmaya Efendimiz (s.a.v)’in daha layık olduğunu düşündüğü için böyle yaptığını söylemiştir. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v), “Onlar peygamberleri adına yalan uydurdular; kitaplarını da böyle tahrif etmişlerdi. Eğer bir kimsenin başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, üzerindeki hakkının büyüklüğü sebebiyle kocasına secde etmesini emrederdim…” buyurmuştur.[4]
12. Ğaylân b. Seleme (r.a)’dan: “Hz. Peygamber (s.a.v) ile birlikte bir seferdeydik. Şöyle buyurdu: “Eğer birisine, başka birine secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[5]
13. Suheyb (r.a)’den: “Mu’âz Şam’dan geldiğinde, oradaki yahudilerin alimlerine ve din adamlarına, hristiyanların da papazlarına ve ruhbanlarına secde ettiğini görmüştü. Hz. Peygamber (s.a.v)’in yanına geldiği zaman O’na secde etti. Hz. Peygamber (s.a.v), “Ey Mu’âz, bu nedir?” buyurunca şöyle dedi: “Şam’a gittiğimde yahudilerin alimlerine ve din adamlarına ve hristiyanların keşişlerine ve din adamlarına secde ettiğini gördüm. “Bu nedir” diye sordum; “Bu, peygamberleri selamlama şeklidir” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Peygamberleri üzerine yalan söylemişler. Kitaplarını da böyle tahrif etmişlerdi. Eğer bir kimseye, birisine secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[6]
Söz konusu hadis hakkında ulaşabildiğim bilgiler böyle. İlk yazıda sahabî sayısını 10 olarak zikretmiştim. Görüldüğü gibi sayı 13′e çıkmış durumda. Özellikle dipnotlarda aktardığım bilgilerden ortaya çıkan netice şu: Bu hadisin rivayet tariklerinden bir kısmı sahih, bir kısmı hasen, bir kısmı ise zayıftır. Dolayısıyla sened itibariyle bu hadisin uydurma olduğunu söylemek mümkün değil.
Metne gelince, burada Efendimiz (s.a.v)’in, kocanın eşi üzerindeki hakkı konusunda mübalağalı bir ifade kullanarak konunun hassasiyetine dikkat çektiğini söylememiz gerekiyor. Efendimiz (s.a.v)’in bu tarz başka sözleri de mevcuttur. “Kur’an’ı teganni ile okumayan bizden değildir”[7] veya “Bize silah çeken bizden değildir”[8] hadisleri örnek olarak gösterilebilir. Burada söz konusu fiiller kişiyi dinden çıkarmadığı halde böyle buyurulmuş olması meselenin hassasiyetini ortaya koymak içindir. Dolayısıyla bu gibi rivayetlerde Kur’an’a aykırılık bulmayanların, sadedinde bulunduğumuz rivayet hakkında da aynı tavrı göstermesi beklenir.
Bitirmeden bu hadisin, kocalara, eşlerine zulmetme hakkı vermediğinin, buradan böyle bir neticeye gitmenin “istismar”dan başka bir anlamı olmayacağının altını kalın çizgilerle çizmiş olalım. Merak etmemek elde değil, istismara meydan vermeme gerekçesiyle hadisi feda edenler, ilgili ayet[9] konusunda da aynı şekilde mi davranacaklar acaba?!..
[1] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VII, 152. el-Heysemî Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 310), sededdeki Vehb b. Ali ve babasının durumları hakkında bilgi sahibi olmadığını, diğer ravilerin güvenilir olduğunu söyler.
[2] ed-Dârimî, “Salât”, 159.
[3] Veya Şam’dan. Ahmed b. Hanbel’in bu rivayetinde böyle (ravinin tereddüdü tasrih edilerek) geçmektedir; doğrusu “Şam’dan” olmalıdır. Zira Hz. Mu’âz (r.a), Efendimiz (s.a.v) tarafından Yemen’e gönderilmiş ve ancak O vefat ettikten sonra Medine’ye dönmüştür. Hz. Mu’âz (r.a)’ın Şam’a gidişi ise daha önce olmuştur. et-Taberânî ve el-Bezzâr da bir sonraki dipnotta zikrettiğim yerlerde rivayeti Mu’âz b. Cebel (r.a)’in “Şam dönüşü” şeklinde tasrih etmektedir. Ahmed b. Hanbel de Mu’âz b. Cebel (r.a) rivayetinde aynı tasrihi vermektedir.
[4] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 381; eş-Şâşî, el-Müsned, III, 231; et-Taberânî,, el-Mu’cemu’l-Kebîr, V, 208-9, VIII, 37, XX, 52; el-Bezzâr, el-Müsned, I, 227; el-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 172. ez-Zehebî, bu rivayetin sahih olduğu görüşünde el-Hâkim’e muvafakat etmiştir. el-Heysemî de Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 309) İmam Ahmed ve el-Bezzâr rivayetlerinin senedlerindeki ravilerin güvenilir olduğunu söylemiştir.
[5] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, XVIII, 263-4. el-Heysemî Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 311) bu rivayetin senedindeki Şebîb b. Şeybe’nin çoğunluğu teşkil eden hadis tenkitçileri tarafından zayıf, bazıları tarafından ise güvenilir bulunduğunu söyler.
[6] et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, VIII, 35-6. el-Heysemî Mecma’u'z-Zevâid’de (IV, 309-10) bu rivayetin senedindeki en-Nehhâs b. Fehum’un zayıf bir ravi olduğunu söyler.
[7] el-Buhârî, “İ’tisâm”, 44
[8] el-Buhârî, “Fiten”, 7.
[9] 4/en-Nisâ, 34.
6. dipnottan sonraki dipnotları yayınlanmamış; bir yanlışlık olduğunu zannediyorum. Bilgilerinizi rica ederiz.
İkazınız için teşekkürler. Gerekli tashih yapılmıştır.